TAYYİP'İN PİSLİK ILGAZ MAFYASI

26 Ekim 2014 Pazar

İŞTE TAYYİP'İN YARATTIĞI MAFYA: ILGAZ MAFYASI


Bu site 37 defa kapatılmıştır


ÜLKEMDE ADALET BÖYLE Mİ OLMALIYDI?

İş yerim vardı, ses kaset  ve cd  ticareti yapıyordum.
2000 yılında Türkiye’de koalisyon hükümeti zam zulüm, enflasyon  furyasını engelleyemeyince, mal alıp satmakta güçlük çektim ve iş yerimi  kapattım.
 
2 sene boyunca iş aradım fakat işsizlik o kadar had safhadaydı ki, 2002 yılının ortalarında Eskişehir dışında bir asfalt şantiyesinde asgari ücret karşılığında 24 saat bekçilik, aynı zamanda bu şantiye içindeki TIR kantarı tartımcısı ve  depo sorumlusu oldum.
 
24 saat çalışmanın bedeli asgari ücretti…
 
Bu işyerinin adı: Ilgazlar AŞ, beş ortaklı bir aile şirketiydi: Şenol Ilgaz, İsmail Ilgaz, Mustafa Ilgaz, Mehmet Ilgaz ve Asım Çınar…
Asfalt, inşaat ve otomotiv işleriyle ilgileniyorlardı. Fakat hep hileli yollardan…
 
Bu şahısların tüm işleri yasa dışıydı. Devlete karşı sürekli suç işliyorlardı.  Müdürleri, amirleri de rüşvete alıştırmışlardı.
 
Yasadışı bir şekilde 2600 yıllık Frig antik şehrini yağmalıyorlar, tarihi eserleri sorumlu olduğum depoya getiriyorlar, burada temizlendikten sonra İstanbul’daki Fener Rum kilisesi papazlarına teslim ediyorlar. Onlar da Yunanistan’a götürüyorlardı. Oradan gelen Euroları, sahibi oldukları Eskişehir Döviz bürosunda Eskişehir halkına satıyorlardı.      
 
Bu antik şehrin ortasında büyük bir höyük vardı. Bu höyüğü yağmaladılar. Çok sayıda altın heykeller ve takılar çıkartıldı. Çanak çömlek gibi eşyaları parçalayıp tekrar toprağa gömdüler.
 
     
Bu antik şehrin üzerine tahminen 45 civarında lüks villalar yapıldı. Birinci dereceden korunması gereken sit alanı olması sebebiyle belediyeler bu villalara ruhsat veremiyordu. Fakat yine de ruhsat düzenlediler, tabi rüşvet karşılığında. Rüşvet alanlar Eskişehir Belediye Başkanı Büyükerşen ve Odunpazarı Belediye başkanı Burhan Sakallı…

 
Yasadışı işleri hobi haline getiren patronlarım, devletin bankalarından yüksek meblağda kredi alıyorlar, sonra da iflas gösterip krediyi geri ödemiyorlardı. İflası onaylayanlara rüşvetler yağdırıyorlardı. Emlakbank’ı 16 milyon dolar hortumladıklarını biliyorum.
 
Eskişehir Subay Orduevi’ni yenileme ve güçlendirme işini aldılar, işten anlamayan şahıslara yaptırdılar, bu binada kolon patlatıldı ve çok sayıda sıhhi tesisat malzemeleri olarak paslı ve çürük malzemeler kullanıldı. İlgili tüm makamlara ihbar ettim, suçlu ben oldum. Eskişehir savcısı Ünal Doğan hakkımda soruşturma başlattı.              

 
Çalıştığım şantiye içinde bir cinayete şahit oldum. Katil, patronlarımdan biriydi. İsmi Mehmet Ilgaz’dı. Motor tamircisi olarak görev yapan alkolik bir ustayı, alkollü olduğunu bile bile mazot tankerine bindirdi. Ruhi Güner ismindeki bu usta alkol tedavisi görüyordu ve o gün gözlerini açamayacak derecede alkollüydü. Patronunun emri üzerine mazot tankerini kullanmaya çalıştı, bir direğe vurarak hayatını kaybetti. Patronun emirleri doğrultusunda uydurma tutanaklar hazırlandı. Otopsi bile yapmadılar. Raporları düzenleyen jandarma astsubayları ve polis memurları patronumun köleleri gibiydi. Rüşvet yedirildiği zaten ortadaydı…
 
Bu bir cinayetti ve örtbas edildi. 

En az 500 kere beni Adliye'ye çağıran hakimler ve savcılar, hiç bir surette benden ifade talep etmedikleri gibi, ifade verme ısrarlarıma tehditlerle karşılık verdiler. Tehdit eden Savcılardan biri Hasan Gönen'di.

Yine bir savcı, bu konuda ifade vermek istediğimi söyleyince beni odasından "Defol" diye kovdu. Bu savcının adı da Celalettin Karanfil.

Şahit olduğum cinayete ısrarla internet sitelerimde yer verince, yine benim ifademe tenezül etmiyorlar, internet sitelerimdeki yazıları alıyorlar, çarpıtıyorlar, sonra da bana işte böyle bilgilendirici yazı gönderiyorlar.

İmza sahibi Savcı da rüşvet yiyiycilerden biridir. Özellikle Milletvekili Murat Mercan'ın adamıdır.

Savcının yazısı dikkatle incelenirse, iki mail adresinden yayınlanan mektup işleme girmiş ve anlattıklarımı çürütmeye çalışmış.

Şimdi bu Cemal Gürsel Sarıca isimli savcıya soruyorum:

"Yahu savcı, sen benim ifademi kendi odanda almadın mı?"
aldın...

Konu neydi? Mektubumda Murat Mercan'a küfretmişim...

Peki, bu mektupta şahit olduğum cinayet de vardı, ifademi aldın mı?
Almadın...

Tarihi eser kaçakçılığını ayrıntılı anlatmıştım.
Bu konuda ifademi aldın mı?
Almadın.

Sahte ruhsatlı kaçak villalardan söz ettim, adresini gösterdim.
İfademi aldın mı?
Almadın...

Devleti nasıl soyduklarını anlattım işte bu mektupta, gördün mü?
Görmedin...

Peki bu mektupta sen neyi gördün?
Milletvekili Murat Mercan'a küfürlerimi....

Sen, cinayetleri örtbas etmek için seçtirdikleri milletvekilinin mi savcısısın?

Yoksa devletin mi savcısısın?

Senin maaşını kim ödüyor?

Devlet mi, mafya mı?

Mektubumda devlete karşı işlenmiş onlarca suç var, sen bunları görmüyorsun, fakat namussuz ve şerefsiz bir milletvekiline ettiğim küfürlerimi görüyorsun...

Allah belanı versin rüşvetçi köpek...

Cemal Gürsel Sarıca'nın hazırlayıp bana gönderdiği yukarıdaki  yazı, devletin menfaatlerini düşünmeyen, mafyalar adına çalışan, mafyalardan rüşvet yiyen bir savcının devlete yaptığı ihanetin belgesidir.
İnternet sitelerimden aldığı yazıları bilerek çarpıtmıştır. İki cinayeti birbirine karıştırarak cinayeti örtbas etmek istemiş, aklı sıra beni yalancılıkla suçlamıştır.

Karıştırdığı iki cinayet de doğrudur. Birincisi Mehmet Ilgaz'ın cinayeti, ikincisi babası Şenol Ilgaz'ın cinayeti...

Mehmet Ilgaz'ın cinayetinde aşırı derecede alkollü bir motor ustası, zorla mazot yüklü tankere bindiriliyor ve mazotu götürmesi isteniyor. Usta götürmek istemiyor fakat patronu ısrar edince bu alkollü şahıs hayatını kaybediyor. Tutanaklara "alkolsüzdü" yazılıyor, üstelik "kendi hatası" ilave ediliyor. Oysa bu şahıs tanker şöförü olmadığı gibi, alkol tedavisi gördüğüne dair raporları vardı.

İkinci cinayet ise Şenol Ilgaz'ındı ve cinayetin içinde kırmızı bir Mercedes otomobil vardı. Eskişehir Yunusemre Caddesi'nde ilerlerken bisikletli bir şahıs, Şenol Ilgaz'ı durdurur ve parasını ister. BU şahıs, inşaatlarda senelerce çalıştırdığı ustasıdır. Parasını ödemediği için işten ayrılmıştır. Şenol Ilgaz'dan yine parasını ister fakat Şenol Ilgaz parasını vermek yerine küfreder. Usta da küfreder. Ağız dalaşından sonra Şenol Ilgaz kırmızı otomobilini geri çekerek, bisikletli bu şahısın üstünden geçer. İleri geri defalarca ezer. Şahısın barsakları caddeye serilir. Kafatası patlar. O sırada Yunusemre caddesinden tesadüfen geçen bir savcı olayı görür. Önce cinayet tutanağı tutan polisler, rüşvetle ikna edilen savcıların baskısıyla tutanak değiştirilir. Olay kazadan ibarettir. Bir şöför bulunur ve tutanağa kazayı yapan şahıs olarak gösterilir. Bisikletli şahıs yüzde seksen kusurlu gösterilir, üstlenen şöför kısa bir hapis cezasıyla kurtulur. Katil Şenol Ilgaz olaydan sıyrılır. Fakat bir süre sonra, cezaevinden çıkan şahıs da ölür. Yine rüşvetler yedirilir, olay kapatılır. Oysa bu şöförün de katili Şenol Ilgaz'dır...
Israrla ifade verme isteklerimi reddeden bu savcı, beni susturmak, bana gözdağı vermek için cezaevine bile postalamıştır.

Cemal Gürsel Sarıca'nın kendi odasında şahsımdan aldığı ifade: Anlattığım bir çok konuyu ifade tutanağında yer vermedi.  "Buna da şükür" diyerek tutanağı imzalayarak aldım.

...
 
Patronlarımdan Mustafa Ilgaz,  BUDA isminde  bir BAR’a  ortaktı. Burada her türlü uyuşturucu satılıyordu. Uyuşturucuyu temin eden Asım Çınar isimli ortaktı.                
 
Her yıl asfalt ve inşaat işlerinden trilyonlar kazanıyorlar, zarar gösterip vergi ödemiyorlardı. Eskişehir defterdarına rüşvet verdiklerini biliyorum.Fakat en büyük gelir kaynakları tarihi eser kaçakçılığıydı. Ortada milyonlarca Dolar ve Euro  dönüyordu. Kendi ifadeleriyle  küçük bir altın heykelin değeri 4-5 milyon Euro idi... Yunanistan'dan gelen tarihi eser kaçakçılığı paraları işte  bu döviz bürosunda aklanıyordu.
               
 
Eskişehir’in mülki amiri Vali’den, Emniyet Müdürü’ne kadar, hatta Eskişehir başsavcısına kadar ellerindeydi ve yasadışı işlerini örtbas ettirmek için sürekli rüşvet ödüyorlardı. Çok sayıda savcıya ve hakime rüşvet ödediklerini biliyorum. Mesela birkaç isim: Hakim Berrin Kanagöl Yeşilyurt, Hakim Hakkı Aydoğan, Hakim Murat Karahisar, Hakim Nevin Bal, Başsavcı Gökhan Karaburun,  yardımcısı Coşkun Mutluer, Savcı Celalettin Karanfil, Cemal Gürsel Sarıca, Hasan Gönen… Daha bir çok…
 
İş bulamamaktan ve aileme bakmak zorunda olduğum için bu iş yerinde bir buçuk sene çalıştım ve ayrılmak istedim. Patronlarım “Sen çok şey biliyorsun, buradan ayrılamazsın”  diyerek beni tehdit ettiler. Eskişehir Organize Sanayi Bölge Müdürü Ali İhsan Karamanlı’dan yardım istedim. Bana yardımcı oldu ve bu pislik işten ayrıldım.
 
Patronlarım sürekli peşime adamlarını takıyor, tedirginlik içinde kimlerle görüştüğümü araştırıyorlardı. Çocuklarımın peşine de düşmeye başladılar. Çocuklarımı okullarından alarak adresimi bir süre kaybettirdim. Fakat polislerin yardımıyla evimi buldular. Polislerle işbirliği halindeydiler. Tarihi eser kaçakçılığını da polislerle ortak yapıyorlardı. Organize Suçlar ve Kaçakçılık Şube Müdürü Mustafa Bey’le ortak çalışıyorlardı. İşleri organize eden de DEDE lakaplı bir komiserdi.
 
Bir gün evimi yine buldular ve çocuklarımın önünde beni darp ettiler. Sessiz kalmam için bana gözdağı veriyorlardı. Çocuklarımı Mersin’e bir akrabamın yanına gönderdim ve eski patronum olan bu pislik adamlarla savaşmaya karar verdim.
 
Cumhurbaşkanı’na, Başbakan’a , Adalet Bakanına ve Yargıtay gibi ilgili tüm makamlara ihbar dilekçeleri yazarak yardım istedim.
 
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve Yargıtay dışında ilgilenen olmadı. Onlar da bir şey yapamadılar.
 
Patronlarımın AK PARTİ kurucusu olmaları sebebiyle korumaya aldılar ve beni nezarethanelerde, mahkemelerde, hapishanelerde süründürmeye başladılar.
 
Emri veren Başbakan’ımız Tayyip’di… AKP’li katilleri korumasına aldı.
 
İnternet siteleri yapmaya, Eskişehir’de yapılan yasadışı işleri kamuoyuna anlatmaya başladım. Fakat her yaptığım site yasadışı bir şekilde kapatıldı. Eski patronlarım hakimlere ve savcılara sürekli rüşvet ödüyor,  internet sitelerim engelleniyordu. Hatta internet sağlayıcı şirketlere çete gönderiliyor, zorbalıkla  sitelerim sildiriliyordu.  İHS (İstanbul Hosting’den) satın aldığım iki hizmet, zorbalıkla kapattırıldı.10 senede  yasadışı yollarla kapatılan internet sitelerimin sayısı 28'i buldu. Bu bir rekordur.
 
Eskişehir savcıları, şahsıma iftiralar sıralayarak yaklaşık 60 dava açtılar.  34 gece nezarethanede sabahlattılar. 64 gün cezaevinde susturdular. Kış mevsiminde  64 gün demir ranzada yatırdılar. Yataksız yorgansız… Vücut sağlığımı bozdular.  Eskişehir'in rüşvetçi hakimleri iftiralarla 14 sene hapis cezası, milyonlarca lira para cezası  yüklediler… Yargıtay hepsini bozdu…
 
Beni susturamıyorlardı. Tek çareleri kalmıştı, bana deli raporu aldırmak için 6 sene uğraştılar. Mahkeme kararıyla (Esk. 2. Sulh Ceza Hakim Berrin Kanagöl Yeşilyurt) İstanbul Adli Tıp Kurumu’na gönderildim. Heyet şahsımı sağlıklı bularak, rüşvetçi savcıların ve hakimlerin talep ettiği deli raporunu vermedi…
 
Defalarca Adli Tıp Kurumu’na  tekrar gönderilmek istendim fakat  beceremediler. Çünkü Adli Tıp Kurumu’nu olaylar konusunda bilgilendirmiştim.
 
Bir gün polis tarafından gözaltına alındım. Nezarethaneye atıldım. Ertesi gün iki polis nezaretinde İstanbul Bakırköy Akıl Hastanesine götürülerek  ADLİ SERVİS’e kapatıldım. Hakkımda daha önceden Esk 3. Sulh Ceza Mahkemesi Hakimi Murat Karahisar tarafından yargılanmıştım ve "İftira suçu işlediğim yolunda kuvvetli şüpheler bulunduğu" için beni Mazhar Osman'a sevk etmişti.  Asliye ceza mahkemesine itiraz hakkı tanıyan hakim, işlediğim iftira suçlarını sorduğumda cevap vermemiş, mahkeme tutanağına ısrarla yazılmasını istemiştim. Fakat tüm hakimlerin yaptığını Murat Karahisar da yaptı, anlattıklarıma tutanakta yer vermedi. Eskişehir 2. Asliye Ceza Mahkemesi'ne yazdığım itiraz dilekçem, bizzat Başsavcı Gökhan Karaburun tarafından yırtıldı.İşte mahkeme kararı:


Mahkeme kararında görüldüğü üzere bir Adli Tıp Uzmanı ve Devlet Hastanesi Ruh sağlığı uzmanından bahsedilmektedir.
Bu iki uzman  beni muayene etmeden "Mazhar Osman'a sevki uygundur" raporu vermiş. Her ikisini de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na ihbar ettim fakat sonuç alamadım. Eskişehir Devlet Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Gönül Baylan Kaygısız'ın sahte raporu, sahtekar savcılarca her iki kuruma gönderilmiştir. (Adli Tıp ve Bakırköy Mazhar Osman).
BAŞSAVCI GÖKHAN KARABURUN'UN YIRTTIĞI İTİRAZ DİLEKÇEM İŞTE





 
İstanbul Bakırköy Hastanesi’nde heyete dahi girmeden  deli raporu sahibi oldum. Yüzünü görmediğim, bilmediğim doktorlar, uydurma raporun altını imzalamışlardı.RÜŞVET KARŞILIĞINDA İSTANBUL BAKIRKÖY RUH VE SİNİR HASTALIKLARI HASTANESİ'NİN
          HEYETE GİRMEDİĞİM HALDE ŞAHSIMA DÜZENLEDİĞİ SAHTE RAPOR İŞTE BU


ŞAHSIMA RÜŞVET KARŞILIĞINDA UYDURUK DELİ RAPORU DÜZENLEYEN  OROSPU ÇOCUKLARININ İSİMLERİ:
Dr. Latif Ruhşat Alpkan (Bakırköy Akıl Hastanesi Başhekim Yardımcısı)
Dr. Niyazi Uygur
Dr. Nevzat Satmış
Dr. Cem Tüz
Dr. Şeref Özer
Dr. Fatih Öncü
...VE RÜŞVET YİYEREK DELİ RAPORUNA ÖNCÜLÜK EDEN İKİ OROSPU:

Dr. Gönül Baylan Kaygısız
Eskişehir Devlet Hastanesi Psikiyatri Uzmanı

Dr. Bilge Akyüz
Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hast. Pratisyen Doktor.

POLİS ZORUYLA  BAKIRKÖY AKIL HASTANESİNE KAPATILDIĞIMIN BELGESİ


    

 
İnternet siteleri yapmaya, hakimlerin ve savcıların nasıl yasadışı işlere bulaştıklarını ayrıntılarla anlatmaya çalıştığım bir sırada yine gözaltına alındım. Yine mahkeme düzenlenmiş. İfadem yok, savunmam yok, itiraz hakkı, tebligat, hiçbir şey yok… Tekrar Akıl hastanesine kapatıldım. Fakat bu defa bana zırdeli muamelesi yapıyorlar, çok ağır ilaçlar verip iğne yapıyorlardı. Kafamı kaldıramıyordum, bana neler yapıldığını anlayamıyordum. Ellerim ve yüzüm sürekli uyuşuyor, parmaklarımın ucuna kramplar giriyordu.
 
Akıl hastanesinde 120. günümdü. Beni yavaş yavaş öldürüyorlardı. Kaçmaya karar verdim. Bir yolunu bulup hastaneden kaçtım. Üzerimde pijama ve terlik… Paramı hastane görevlileri almıştı. Parasız pulsuz İstanbul’dan Eskişehir’e nasıl gidebilirim, düşünmek istiyordum fakat olmuyordu. Kütahyalı olduğunu söyleyen bir kamyoncuya anlattım derdimi,  yardımcı oldu. Beni Adapazarı’na kadar getirip bıraktı. Adapazarı’nda birkaç kamyoncuyla konuştum, derdimi anlatamadım, hiç kimse kamyonuna almak istemedi.  Çöplerden ekmek yedim, hatta Bilecik’te bir çöp bidonunda poşette pasta bulmuş ve yemiştim. Adapazarı’ndan Eskişehir’e yürüyerek  dört günde perişan bir vaziyette geldim. Ayağımdaki terlik parçalanmıştı. Tam altı ay kendime gelemedim. Bakırköy Akıl Hastanesi’nde başlayan elimdeki uyuşmalar, vücudumdaki kasılmalar hala devam ediyor. Kısacası sağlığımı elimden aldılar.
 
34 gece nezarethane… 64 gün cezaevi… 60 adet iftiralarla süslü dava…  14 sene hapis… 28 internet siteme kilit… Deli raporu… 120 gün tımarhane …
 
Artık nüfus kağıdım da yok… Kim olduğumu dahi ispatlayamıyorum. Hiçbir yerde işlem yaptıramıyorum. Çok uzaklardaki çocuklarıma para dahi gönderemiyorum.
 
Tek suçum yasadışı işleri ihbar etmekti.
 
Cinayetler, tarihi eser kaçakçılığı, sahte ruhsatlı kaçak villalar, uyuşturucu ticareti, banka horumlama, hırsızlık, sahte çek, darp, gasp…
 
Bunları yapanlar AKP’liydi…
… ve bir CHP’li ortak: Yılmaz Büyükerşen…
 
Yasadışı işler yapmak, rüşvet almak, rüşvet vermek, işte bu şahıslar için o kadar olağan bir işti ki, Eskişehir’deki hemen hemen tüm resmi makamlar, kanun tanımayan bu ortakların kuluydu, kölesiydi…

 
YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI, BAKIRKÖY MAZHAR OSMAN HASTANESİ'NİN YUKARIDAKİ
    RAPORUNU  KABUL ETMEYEREK MAHKEMELERİN VERMİŞ OLDUĞU KARARLARI BOZDU...



ESKİŞEHİR CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI, YEDİKLERİ EŞEK YÜKÜ RÜŞVETLERİ HAK ETMEK İÇİN...
GERİYE DÖNÜK OLARAK ESKİŞEHİR 4. SULH CEZA MAHKEMESİ'NDE (HAKİM NADİR SERBEST) SAHTE BİR MAHKEME KARARI ÇIKARTTILAR, BENİ (GIYABIMDA) İSTANBUL ADLİ TIP KURUMU'NA SEVK ETTİLER... ESKİŞEHİR DEVLET HASTANESİ PSİKİYATRİ UZMANI GÖNÜL BAYLAN KAYGISIZ'IN "MÜŞAHADE ALTINA ALINMASI GEREKMEKTEDİR" SAHTE RAPORUNU DA GÖNDERDİLER. ADLİ TIP KURUMU BAŞKANI YALÇIN BÜYÜK, RÜŞVET KARŞILIĞINDA, ADLİ TIP KURUMU 4. İHTİSAS KURULU'NA  GERİYE DÖNÜK BİR TARİHLİ SAHTE RAPOR HAZIRLATTI VE ESKİŞEHİR CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI'NA GÖNDERDİ.
ADLİ TIP KURUMU'NDA GÖZLEM ALTINA ALINDIĞIMI GÖSTEREN BU RAPORUN SAHTELİĞİ DE BELGELİYDİ. BAKIRKÖY MAZHAR OSMAN HASTANESİ'NİN RAPORUNDAKİ TARİHLE ADLİ TIP KURUMUNUN HAZIRLADIĞI RAPORUN TARİHİ AYNIYDI.  İKİ AYRI KURUMDA AYNI GÜN HEYETE GİRMEMİN MÜMKÜN OLMADIĞINI BELGELİYORDUM. FAKAT İDDİALARIMI VE İHBARLARIMI KABUL EDECEK BİR DEVLET MAKAMI BULAMIYORDUM.
DAHASI: BENİ BAKIRKÖY MAZHAR OSMAN'A SEVK EDEN ESK. 3. SULH CEZA MAHKEMESİYDİ (HAKİM MURAT KARAHİSAR)... ADLİ TIP KURUMU'NA SEVKEDEN ESK.4.SULH CEZA MAHKEMESİ (HAKİM NADİR SERBEST)... MAHKEME TARİHLERİ VE SEVK TARİHLERİ DE AYNIYDI... İKİ AYRI MAHKEME BENİ İKİ AYRI KURUMA GÖNDERMİŞ, GÖZLEM ALTINA ALINMAM VE HEYET SONRASINDA RAPOR TALEP ETMİŞTİ...
ESKİŞEHİR CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI'NIN SAHTEKAR GİRİŞİMLERİ SONRASINDA İKİ DELİ RAPORU SAHİBİ OLMUŞTUM. ANAYASA MAHKEMESİ'NE AÇTIĞIM BİREYSEL DAVAYI  ETKİLEMEK İÇİN,  MAZHAR OSMAN'IN SAHTE RAPORU HÜKÜMSÜZ OLUNCA, GERİYE DÖNÜK OLARAK ALDIKLARI  ADLİ TIP KURUMU RAPORUNU ANAYASA MAHKEMESİ'NE GÖNDERDİLER.
DAHASI: DOSYAMIN YARGITAY'A TEMYİZ İÇİN BENİM AVUKATIM TARAFINDAN GÖNDERİLDİĞİNİ BELİRTMİŞLER. BENİ MÜDAFA EDECEK HİÇ BİR AVUKATIM OLMADIĞI GİBİ, HANGİ AVUKATA TEMYİZ ETTİRDİKLERİNİ DE BİLMİYORUM. ESKİŞEHİR CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI  ŞAHSIMA HİÇ BİR SURETTE BİLGİ VERMİYOR.   YAPTIKLARI TEK İŞ RÜŞVET KARŞILIĞINDA AKP KURUCUSU  KATİLLERE HİZMET EDİYORLAR, BU NAMUSSUZLARI KURTARMAK İÇİN SAHTE BELGELER DÜZENLİYORLARDI.
ESK 4. SULH CEZA MAHKEMESİ'NİN SAHTE MAHKEME KARARI VE ADLİ TIP KURUMU'NUN DÜZENLEDİĞİ SAHTE RAPORUN  YARGITAY'DA OLDUĞUNA DA İNANMIYORUM.
SAHTE DELİ RAPORLARIM YARGITAY'CA ONANMADIĞI HALDE, ESKİŞEHİR CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI ISRARLA BENİ AKIL HASTANESİ'NE KAPATMAYA ÇALIŞIYOR. YARIM KALAN TEDAVİMİ (!) TAMAMLATMAYA ÇALIŞIYOR. SÖZÜN KISASI BENİ ÖLDÜRTMEYE ÇALIŞIYOR.
TÜM SAHTECİLİKLERE ÖNCÜLÜK EDEN BAŞSAVCI GÖKHAN KARABURUN İZMİR'E TAYİN EDİLDİKTEN SONRA, ŞİMDİKİ SAHTEKARLIKLARA BAŞSAVCI ORHAN ÇETİNGÜL ÖNCÜLÜK EDİYOR.
EĞER ÖLDÜRÜLÜRSEM ÖLÜMÜMDEN BAŞ SORUMLU OLAN ŞAHIS ORHAN ÇETİNGÜL'DÜR.
ESKİŞEHİR BAŞSAVCISI ORHAN ÇETİNGÜL RÜŞVET YİYEREK  ANAYASA MAHKEMESİ'NDEKİ DAVAMI NASIL ETKİLEDİ?
İŞTE BELGESİ:
ESKİŞEHİR BAŞSAVCISI ORHAN ÇETİNGÜL, SAHTE MAHKEME KARARLARI VE SAHTE DELİ RAPORLARIYLA ANAYASA  MAHKEMESİ'Nİ KANDIRDI:


Yargıtay'ın onadığı bir suçum yok... Hal böyle iken suçum sabitmiş....


İŞTE BUNA ADALET DİYORLAR...
DEVLETİMİZ VE MAAŞLI HİZMETÇİLERİNİN RÜŞVET KARŞILIĞI SAHTECİLİKLERİNİ İZLEDİNİZ...
YARDIM İSTEYEBİLECEĞİM HİÇ BİR MAKAM YOK...
ÇÜNKÜ DEVLET YOK...
Kenan Akkuş (esrehber)

 YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA SUÇ DUYURUSUDUR

Konu: Adli Tıp Kurumu, heyete girmediğim halde şahsıma sahte bir rapor düzenlemiştir. Suçlu şahıslar bu raporla şahsım susturmak ve tecrit etmek istemektedir. Adalet dağıtması gerekenler, adalet çetesi kurmuş, ihbarcı dürüst vatandaşları linç etmektedirler.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na,

KONU 1).

Eskişehir 2. Sulh Ceza Mahkemesi Hakimi Berrin Kanagöl Yeşilyurt'un talebiyle (Dosya No: 2007/1005) İstanbul Adli Tıp Kurumu’nda bir defa heyete girdim. Mahkeme duruşma tutanağı ilişiktedir.
Heyete girdiğim tarih: 26/01/2009
Adli Tıp No: 2008 / 68811
4. İhtisas Kurulunda heyete girdiğimin belgesi ilişiktedir.
Bunun dışında hiçbir zaman Adli Tıp Kurumu’nda heyete girmedim.

Oysa Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı, Anayasa Mahkemesi’ne 02/09/2009 tarih ve 2009/1995 Adli Tıp Kurumu numaralı rapor göndermiştir.

Heyete girdiğim tarihten 8 ay sonra tekrar heyete girdiğim görülüyor.

Öyle anlaşılıyor ki, uyduruk deli raporu karşılığında Adli Tıp Kurumu Başkanı ve 4. İhtisas Kurulu üyeleri rüşvet yemedilerse, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı sahtekarlık yapmış ve benim yerime başka bir Kenan Akkuş’u Adli Tıp Kurumu’nda heyete sokmuşlar.

Zaten nüfus kağıdım ellerindeydi ve sahtekarlık yaparak benim kimliğimle başka bir şahısı heyete sokmuş olmalılar.

KONU 2).

Anayasa Mahkemesi’nin şahsıma gönderdiği yazısının OLAYLAR VE OLGULAR bölümünün 3’üncü maddesinde belirtilmiştir ki: Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2009/16954 soruşturma numaralı iddianamesi ile Eskişehir 4. Sulh Ceza Mahkemesi’nde dava açılmış.
Bu dava sonucunda şahsımı Adli Tıp Kurumu’na sevk etmiş…
Oysa bu tamamen sahte bir dava olup, gerçek dava dosyasında görüldüğü üzere (ilişikte)
şahsım Adli Tıp Kurumu’na değil, Bakırköy Akıl Hastanesi’ne kapatılmamla ilgilidir.

Davanın müştekileri: Yılmaz Büyükerşen, vekili Cemal Okan Yüksel, Eski Eskişehir Başsavcısı Gökhan Karaburun ve Başsavcı Vekili Coşkun Mutluer’dir.
Mahkeme kararı ilişiktedir.

Savcı ve hakim sahtekarlık yapmasına rağmen bu dava UYAP yargı sisteminde silinmiştir. Belgesi ilişiktedir.

Gıyabımda yapılmış ve sahte olsa da bu dosyanın UYAP yargı sistemine kaydedilmemesi suç değil midir?

Eskişehir 4. Sulh Ceza Mahkemesi’nde hiçbir zaman yargılanmadığım gibi yüzüme okunmuş bir karar yoktur.
Bu mahkemede 2013 yılında açılmış ilişikte iddianamesini sunduğum dava (Müştekiler: Mehmet Ali Şahin, Murat Mercan) dosyasının tebligatı şahsıma hiçbir zaman gönderilmediği gibi, yargılama gıyabımda yapılmaktadır.


KONU 3).

Anayasa Mahkemesi’nin şahsıma gönderdiği 04/10/2013 tarihli karar yazısının 6’ncı maddesinde belirtildiği üzere (ilişikte) Adli Tıp Kurumu şahsıma 02/09/2009 tarihli rapor düzenlemiş.

Bu raporun sahte bir rapor olduğunu ispat edebilirim.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Abdullah Er imzasıyla şahsıma gönderdiği bozma kararı ilişiktedir.

Eskişehir 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 16/03/2010 tarihli kararında, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastanesi’nden alınmış bir raporla şahsıma güvenlik tedbiri uygulanması talep edilmiştir.

Adli Tıp Kurumu’ndan alınan rapor 02/09/ 2009 tarihli olduğuna göre, Eskişehir 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 16/03/2010 tarihli kararında “Adli Tıp Kurumu”ndan alınmış olan raporun belirtilmiş olması lazımdı.

Mahkeme kararından 6 ay önce alınmış bir rapor mahkeme kararında belirtilmiyor, Bakırköy Mazhar Osman Hastanesi’nin 2009/2161943 dosya nolu rapor (ilişikte) belirtilerek şahsıma güvenlik tedbirinin uygulanmasına yönelik onay bekliyorlar.

Söz konusu Adli Tıp Kurumu’nun vermiş olduğu 02/09/2009 tarih ve 2009/1995 nolu rapor sahtedir ve bu raporla ilgili hiçbir zaman heyete girmedim.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Abdullah Er imzasıyla şahsıma gönderdiği bozma kararında yazılıdır ki:

5271 sayılı CMK’nun Madde 74 / 1 fıkrasında belirtilen: Uzman hekim önerisi yoktur. Eğer bir uzman hekimden şahsım için sahte rapor alınmış ise, uzman hekimin kim olduğu tespit edilip dava açılması gerekir.

5271 sayılı CMK’nun Madde 74 / 2 fıkrasında belirtilen: Şahsıma bir müdafi görevlendirilmemiştir. Eğer bir müdafi belirlenmiş ise, görevini yapmayan ve yasaları bilmeyen müdafi hakkında da dava açılması gerekmektedir. Bu müdafinin tespit edilmesi gerekmektedir.

5271 sayılı CMK’nun Madde 74 / 3 fıkrasında belirtilen: Şahsımın Adli Tıp Kurumu’nda gözlem altına alınması konusudur. Şahsım hiçbir zaman Adli Tıp Kurumu’nda gözlem altına alınmamıştır. Bakırköy Mazhar Osman Hastanesi’nde 15 gün gözlem altına alındım fakat Eskişehir 4. Sulh Ceza Mahkemesi’nin talebiyle ilgili değil, Eskişehir 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 04/06/2009 tarihli kararıyla ilgilidir. 2009/717 nolu bu dosya UYAP yargı sisteminden silindiği gibi, daha sonra tedavi maksatlı olarak polis zoruyla Bakırköy’e kapatıldığım davalar da sistemden silindi.

5271 sayılı CMK’nun Madde 74 / 4 fıkrasında belirtilen : Gözlem altına alınma kararına karşı itiraz yoluna gidemedim. Çünkü bu davadan hiçbir zaman haberim olmadığı gibi duruşmalar gıyabımda yapılmış. Eğer varsa Müdafi karara itiraz etmemiş. İtiraz edilmediği için karar durdurulmamış. Anayasal haklarım yok sayılmış. Mahkeme dosyasında şahsımdan alınmış bir ifade olmadığı gibi savunma da yoktur. İtiraz hakkı da tanınmamış. Her şey gıyabımda yapılmış. Adalet bu mudur?

5271 sayılı CMK’nun Madde 74 / 5 fıkrasında belirtilen konular, hakim, savcı ve Adli Tıp Kurumu heyetinin işbirliği yaparak, şahsıma sahte bir rapor düzenleyerek şahsımdan kurtulmak istedikleri anlamına gelir ki, Bakırköy’de heyete girmediğim halde şahsıma düzenlenmiş sahte bir rapordan sonra heyete girmediğim halde Adli Tıp Kurumu’ndan da sahte bir rapor alınmış olmalı.

Adli Tıp Kurumunda bu tür sahtekarlıklar bu kadar basit ve kolay mı?

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Abdullah Er imzasıyla şahsıma gönderdiği bozma kararı 05/04/2011 tarihlidir. Bozma gerekçesi ise “Adli Tıp Kurumu yerine başka bir kurumdan alınan yetersiz, onaysız, rapor fotokopisi esas alınarak yazılı biçimde karar verilmesi ve yasaya aykırı bulunması…”

Bozma kararından sonra geriye dönük olarak önceki bir tarihli sahte raporun Yargıtay'da işleme gireceğini düşünerek rüşvet karşılığında temin ettikleri ortadadır. Belgelerle ispatladığım cinayetlerden, tarihi eser kaçakçılığından, sit alanı yağmacılığından, hortumculuktan, hırsızlıktan, rüşvetten, dolandırıcılıktan, uyuşturucu ticaretinden kurtulmanın yolunun, şahsıma verilen sahte raporlarla kurtulacaklarını sananlara cevabı yargıtay Ceza Daireleri verdi: Yasadışı bir şekilde yargılanarak şahsıma yağdırılan tüm cezaları Yargıtay esasına bakmadan bozdu.

Şahsıma iftira yoluyla yüklenmeye çalışılan suçların tamamı Yargıtay'dan dönmüştür. Onanmış hiç bir davam yoktur. Hal böyle olmasına rağmen, Anayasa Mahkemesi'nin kararında görüldüğü üzere "üzerime atılı suç sabit"miş. Savcıların rüşvetler karşılığında şahsıma yüklediği ve hakimlerin rüşvetler karşılığında onayladığı, Yargıtay'ın ise bozduğu tüm davalarda yeniden yargılanmak için ilgili mahkemelere başvuracağım.

Yukarıda belirttiğim üzere 5271 sayılı CMK’nun 74’üncü maddesinin fıkralarındaki hükümlere hiçbir surette uymayan Eskişehir 4. Sulh Ceza Mahkemesi Hakimi, Anayasal Hakları uygulamak yerine şahsımı linç etmeye çalışan savcı ve heyete girmediğim halde şahsıma rapor tanzim eden Adli Tıp Kurumu heyeti suç işlemiştir.

Adli Tıp Kurumu’nun şahsıma düzenlediği raporun, yukarıdaki sebeplerden dolayı hiçbir hükmü yoktur.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunuyorum, Anayasa Mahkemesi’nin kararının (ilişikte) incelenmesi ve yalan beyanlarla suç işleyen Eskişehir hakim ve savcıları hakkında HSYK’ya suç duyurusunda bulunulmasını istirham ediyorum.

Gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim… 28/12/2013

Kenan Akkuş



                
    
ESKİŞEHİR OSMANGAZİ ÜNİVERSİTESİ'Nİ SOYAN SOYANA

Üniversiteyi şimdi de Rektör Hasan Gönen soyduruyor...
Rektör Hasan Gönen'in bu soygunlardan ne alıyor?
Milyonlarca dolar rüşvet...
Sayıştay'a Danıştay'a ve Yargıtay'a duyurulur...
Tabi bu kurumlarda namuslu ve şerefli bir adam kaldıysa gereğini yapacaktır.

Kenan Akkuş (esrehber)
https://www.facebook.com/esrehber/photos/a.566568773462970.1073741828.550684585051389/649869311799582/?type=1&theater
OSMANGAZİ ÜNİVERSİTESİ’NDEKİ YOLSUZLUKLARI SORUŞTURAN SAVCI KİM?

Cevap: Eskişehir Savcısı Salih Gündeş…

Bu soruşturmanın ardından 2011 yılında Bakırköy Adliyesi’ne atandı…

İşte bu savcı beni çok iyi tanır… Ben de onu çok iyi tanırım…

Yasak olmasına rağmen makam odasında bana sigara ikram etti, sigaramı yaktı…
Üstüne çay ısmarladı…
Birkaç ay sonra da sırtımdan bıçakladı…
Adamın yüzüne gülen, sonra da sırtından bıçaklayan şerefsizlerden biri…
Aynı Tayyip… Sahtekar… Rüşvetçi… Şerefsiz… 
Soruşturmanın sonucunu bilen var mı?
İşte bu savcı rüşveti aldı, soruşturmayı kapattı…
Rektör Fazıl Tekin, Eskişehir Regülatör’deki Osmangazi Üniversitesi’nin malı olan restaurantı, Salih Gündeş’e rüşvet olarak peşkeş çekti…
Ömür boyu kiracı…  Kira bedeli ödemeyen kiracı… Kağıt üzerinde kira ödeyen kiracı…
İşin tuhaf tarafı, bir savcı nasıl restaurant işletebilir?
Tecrübesi var mı?
Bir devlet memuru olduğuna göre, rüşvet olarak kiraladığı bu restaurantı kağıt üzerinde kim işletiyor?
Kardeşi mi? Kayın biraderi mi? Amcası mı, dayısı mı? Kim? 
Bakırköy Adliyesi’ne gidip 36931 sicil numaralı rüşvetçi savcı Salih Gündeş’e sormak lazım…
Hal böyle iken Osmangazi Üniversitesi Rektörü Hasan Gönen ve rüşvetçi müdürlerin hakkımda suç duyurusunda bulunup dava açması, suç bastrımaktan ileri gitmiyor…
Şerefsizler boğazlarına kadar pisliğe batmış durumdalar.
Hele hele tam 20 sene boyunca inşaat işlerinin ihale yapılmadan Ilgaz mafyasına verilmesi, esas araştırılması gereken konudur.
Tüm rektörler hırsız çıktı…
Hırsızlıklar, yolsuzluklar, rüşvetler, fatura şişirmeler gırlagitmiş…
Sayıştay’a yazdığım suç duyurusu dilekçem işleme girmiyor.
Beni adam yerine koyan yok ki ihbarlarım kale alınsın…
Cinayetler, tarihi eser kaçakçılığı ve uyuşturucu ihbarlarım bile kapatıldı…
Söz konusu bu rüşvet işi mi kapatılmayacak?
Atı alan Üsküdar’ı da geçiyor, Bakırköy’ü de…
Saygılarımla…  

Kenan Akkuş (esrehber)
Küpürlerde gördüğünüz haberlerin adresleri işte:


GERÇEK AHLAK BU OLSA GEREK…



Önce hırsızlık namussuzluk yaparsan, sonra da namaz kılıp tövbe edersen Allah affeder.

Niyetini bozma.
Hırsızlık yapmadan önce "Niyet ettim Allah rızası için hırsızlık yapmaya" dersen, hırsız olmasın.
Çünkü o hırsızlığı Allah için yapıyorsun.
Günah olmaz.
Zina etmeden önce de Allah için niyet et...
Günah olmaz... Allah affedicidir...
Yüce Allah, Bilal Erdoğan'ı affetmiştir...
Müslüman halkımıza duyurulur...

Allah belanızı versin orospu çocukları...
Sonunda beni de dinden çıkardınız...

Ananızı skm... 
Kenan Akkuş (esrehber)

Hiç yorum yok: