TAYYİP'İN PİSLİK ILGAZ MAFYASI

26 Ekim 2014 Pazar

ESKİŞEHİR SUBAY ORDUEVİ ÇÖKERSE SORUMLUSU CUMHURBAŞBAKANI HIRSIZ TAYYİP'TİR

Bu site 37 defa kapatılmıştır...


ESKİŞEHİR ORDUEVİ ÇÖKERSE
SORUMLUSU KİM OLUR?


          İnternet sitelerimi ziyaret edenler çok iyi bilirler : “Subay Orduevi Çökerse Sorumlusu Aşağıdaki Şahıslardır” isminde bir bölüm vardır ve 26 defa internet sitem kapatılmasına rağmen bu bölüm dokuz senedir ısrarla yayımlanmaktadır. İşte:



         Aslında bu konuyu 2004 senesinin başından bu yana ilgili makamlara “ihbar” şeklinde defalarca duyurdum. Tam dokuz senedir…
          Konuları anlatmadığım, bilgilendirmediğim makam kalmadı.
     Hal böyle olmasına rağmen, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı “mafyanın emri üzerine” zahmet buyurdu ve bir araştırma yaptırdı.
          Eskişehir savcılarından Ünal Doğan imzalı taahhütlü bir yazı tarafıma gönderildi ve “Subay Orduevi konusunda hiçbir makamı bilgilendirmediğim, suç duyurularında ya da ihbarlarda bulunmadığım” ortaya çıktı. 
          Demek ki beş senedir boşuna gazel çalmışım. Dilekçelerimi PTT ile taahhütlü olarak postaladığım makamlar da hayali.
    Hatta 7,5 milyon e-maili gönderdiğim adresler de hep hayali çıktı. Cumhurbaşkanımızın e-mail adresi hayali, Genelkurmay’ın e-mail adresi hayali… Danıştay, Sayıştay, Anayasa Mahkemesi… Kısacası beş senedir her şey hayali…
      Hatta “esrehber.tv”deki “Vatandaş Kenan” isimli internet sitemin 16 milyon defa TIK’lanması bile hayali… Oysa internet siteme yüklediğim bir yazılımla “kimlerin internet sitemi ziyaret ettiği”, hangi sayfaları okuduğu IP numaralarından belgeli…
         Hayali olmayan tek makam Yargıtay’ın e-mail adresi…
         Bir de Eskişehir Emniyet Müdürlüğü’nün e-mail adresi…
         Demek ki şahsıma gönderilen binlerce e-mail de hep hayali…
   Eskişehir Adliye Binası altında görevli bir savcının böyle bir yazıyı şahsıma postalamasını normal karşılıyorum. Çünkü bu çatı altında hak, hukuk, adalet adına hiçbir şey kalmamıştır ve ispatlıdır.  Tarafları devlet ve adaleti değildir, tarafları AKP kurucusu pislik bir mafya ve emirleridir…
         Ülkemin insanlarına doğruları açıklamak adına bu konuyu açalım:
         Önce bu yazıyı okuyalım:

MAĞDURLAR  :     Abdullah Gül (T.C. Devleti Cumhurbaşkanı)
                             Recep Tayyip Erdoğan (T.C. Devleti Başbakanı)
                             Mehmet Ali Şahin (T.C. Devleti Adalet Bakanı)
                             İlker Başbuğ (Genel Kurmay Başkanı)
                             Hayati Yazıcı (T.B.M.M. Milletvekili)
                             Hasan Murat Mercan (T.B.M.M. Milletvekili)
                               (Devamı var fakat ilave edilmemiş)
ŞÜPHELİ:            Kenan Akkuş (Suç duyurusunda bulunca şüpheli oldum)

                   “Şüphelinin yukarıda belirtilen mağdurların isimlerini yazdığı bir bölümde “Eskişehir Subay Orduevi Çökerse Sorumlusu Aşağıdaki Şahıslardır” başlığını atarak kendi web sayfasında  yazması nedeniyle atılı suçtan  tahkikat yürütülmüş ise de;
                   Şüpheli tarafından mağdurlar aleyhine kendi kurduğu web sayfasında  hakaret içerikli yazılar ve ithamların mağdurların bizzat şahıslarına ulaşmadığı, onların internet sayfalarına mail olarak gönderilmediği, bu konu ile ilişkili olarak mağdurların her hangi bir şekilde haberlerinin olmadığı ve olaya ilişkin olarak da şüpheli hakkında her hangi bir dava ve şikayetlerinin de bulunmadığı, ayrıca şüphelinin hareketi ile mağdurların olaya muttali olması açısından gerçekleşmiş bir ihtilat unsurunda oluşmadığı, tüm hazırlık evrak kapsamından anlaşılmıştır. Açıklanan nedenlerle;
                   Şüpheli hakkında yüklenen suçtan kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına, karar örneğinin şüpheliye tebliğine, CMK 172 ve devamı maddeleri gereğince, kararın tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde  Kütahya Ağır Ceza Mahkemesi’ne itirazı kabil olmak üzere karar verildi. 09/04/2009
                    Ünal Doğan Cumhuriyet Savcısı 38087”


            İŞTE  İBRETLİK  AÇIKLAMALAR

                  Bu araştırmayı yapan savcıya bir uyarı yaparak başlayalım: Ülkemizde “yalan ihbarlarda bulunmak” ne kadar suç ise,  “ihbarları değerlendirmemek” de o kadar  suçtur. Hatta adaleti yanıltmak adına yapılan “yalan araştırmalar” daha büyük suçtur, zamanı gelince hesabı sorulur.
                   Yukarıdaki yazıdan anlaşılıyor ki Eskişehir Savcılarından Ünal Doğan kapsamlı(!) bir araştırma yapmış. Ülkemizin Başbakanı’na sormuş: “Haberim olmadı” cevabını almış… Genelkurmay Başkanı’na, Adalet Bakanı’na sormuş, onlar da aynı cevabı vermiş: “Yok kardeşim, ben mağdurum… Vatandaş Kenan isminde biri varmış, iftira atıyormuş… Vallah biz mağduruk…
                   Mevki makam sahibi devlet büyüklerimiz, araştırmayı yapan savcıya herhalde bu cevapları vermiştir.  Devletin bu “araştırmacı” savcısı “Subay Orduevi Binası’nda kolon patlatılması konusunda” neden Kenan Akkuş’un ifadesini almamış? Beş senedir yaygara etmeme rağmen ortaya bir ifademin alındığı çıksın, ifade alanın ayaklarını öpmezsem namussuzum. İnternet sitemdeki söz konusu bu bölümden bu savcının haberi yoksa, internetteki bu bölümü nasıl görmüş de haberi olmuş? Bu memleketin hiçbir savcısı, bu devlet büyüklerini konularla ilgili bilgilendirmemiş mi? 
                  Devletimin bu savcısı aslında dalgasını geçiyor. Kenan Akkuş tam 5 senedir ısrarla suç duyurusunda bulunuyor. İlgili makamlara bilgilendirici yazılar gönderdiğini ve bunların ispatlı olduğunu iddia ediyor, fakat Devletimin hiçbir yetkilisi “hadi ispat et” diyemiyor. Görünen odur ki devletim mafya ile suç birliği içinde olmaya hala devam ediyor. Üstelik bu yazı adresime değil, Mahallenin muhtarına teslim ediliyor. Zaman aşımına mı uğratılmak isteniyor?  İtiraz hakkımı Kütahya’da kullanamıyorum ki CMK 172’yi ilave ediyorlar? Ilgaz mafyasının bir cinayetiyle ilgili Kütahya Cumhuriyet Başsavcısı’na gitmedim mi?  Kütahya’nın Başsavcısı Vatandaş Kenan’ı Ankara’ya, Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’ne göndermedi mi? Kimler, kimlerle dalgasını geçiyor?
                  Bu memlekette beş senedir davul zurna eşliğinde ihbarlarda bulundum. Şahsıma destek veren makamlar ihbarlarımı gördü de… Köstek olan makamlar mı görmedi? Oysa yukarıda ismi geçen tüm devlet büyüklerimizin haberleri olmuştur ve ispatlıdır. Şahsım, vatandaş olmanın sorumluluklarını yerine getirip suç duyurularında bulundu. Devletimizin büyükleri ise “büyüklük” yapamadı ve mafyanın yasadışı işlerini örtbas etme yolunu seçti.
                  Ülkemin insanları bilsin ki: Subay Orduevi göçerse, bu isimlerin hepsi birinci dereceden suçludur.  İspatı aşağıdadır.
                  Bu bilgilendirici yazıda “hakaret içerikli yazılar” mevcutmuş. Demek ki ihbarlarda bulunmak hakarete giriyor, ihbarları değerlendirmemek adalet sayılıyor. Devletimin savcısı bu bilgilendirme yazısında  “asılsız ihbarlarda bulunduğumu”söyleyemiyor. Hakaret ettiğimi iddia eden varsa, suç duyurusunda bulunsun. Başbakan Tayyip dışında “hakaret davası” açan olmadı. Başbakan Tayyip’e “tarikatçı” demişim, “nah” demişim, “hakaret davaları” açılmış… Neden devletin bir binası ile ilgili şahsıma dava açılmamıştır? Subay Orduevi Yunanlıların malıdır mıdır? Eğer çökerse, altında ölecek subaylarımız Yunan askeri midir? İhbarım doğru mudur, yalan mıdır? Neden bu binanın kolon güçlendirme çalışmalarında mühendisler görevlendirilmemiştir ve neden Genelkurmay olayların içinden sıyrılmıştır? Neden Savunma Bakanı bu işleri ısrarla örtbas etme yolunu seçmektedir? Adalet Bakanlığı’nın Başmüfettişleri neden susturulmuştur ve neden Eskişehir Valisi görevinden alınmıştır? Subay Orduevi çökerse, “sıyrılmanın” planları mı yapılmaktadır?
                  Bu önemli konuyu örtbas etmek ve sıyrılmak o kadar kolay değildir.
                  Şimdi de gönderdiklerimizi ispat edelim:
                  Yukarıda adı geçen “mağdurlar”ın sırayla kulaklarını çınlatalım:
                  1). Eskişehir Subay Orduevi devletimizin malı olmasına rağmen, Ordumuzun yani Genelkurmay’ın sorumluluğu altındadır. Her hangi bir felaket yaşanması durumunda ilk sorumlu kişi Genelkurmay Başkanıdır. Oysa web sitemdeki söz konusu bölümden İlker Başbuğ Paşa’yı çıkaralı aylar oldu. Onun yerine asıl sorumlu tuttuğum Eskişehir Subay Orduevi Müdürü Albay Mehmet Gürdoğan’ın ismini yazdım. Çünkü asıl sorumlu bu şahıstır ve üstlerini suçlamanın “adil olmayacağını” düşündüm. Zaten Eskişehir Subay Orduevi’nde kolon patlatıldığı zamanlar  İlker Paşa Genelkurmay Başkanı değildi. Fakat subaylarımızın can güvenliği söz konusuydu ve bu konu İlker Paşa’nın sorumluluğu altındaydı. Eğer İlker Paşa bu sorumluluktan kurtulmak isterse, önce Albay Hüseyin Işık’ı ve yanında gelen iki asteğmeni buldursun, bu şahıslardan ifade alsın, ondan sonra “bilgisi olmadığını” iddia etsin.  2004 senesinin Nisan ayı içinde Genelkurmay’dan bizzat Eskişehir’e gelerek Subay Orduevi’nde incelemeler yapan ve şahsımdan ifade alan Albay Hüseyin Işık eğer ki üstlerini ve bağlı olduğu Genelkurmay’ı bilgilendirmediyse, suçlu şimdi Vatandaş Kenan mı? Olayların aleyhime döneceğini bilseydim, Albay Hüseyin Işık’tan ve yanındaki iki asteğmenden “ifade verdiğime dair” imzalı kağıt alırdım. İlker Paşa’ya hatırlatırım: Albay Hüseyin Işık’ın şahsımdan aldığı bu ifade işinin ses kaydı vardır. 1. Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın 13/07/2004 tarihli ve bilgilendirici “GİZLİDİR” yazısı bu konu için bir başka belgedir. Dahası: Genelkurmay Başkanlığı’nın e-mail adresine yüzlerce mektup postaladım. Bunların her biri Mynet serverlerinde mevcuttur. Bu mektupların hangi tarihte ve hangi saatte gönderildiğini talep edecek askeri savcıya her konuda bilgi ve doküman vermeye hazırım. Devletimin askeri savcısına kapım her zaman açık. Ayrıca: İnternet sitemin 31’inci sayfası Genelkurmay’a ayrılmıştır ve İlker Paşa’ya hitaben farklı tarihlerde iki adet e-mail gönderilmiştir ve içeriğinde “Subay Orduevi” konusu mevcuttur. Gönderdiğim e-mailleri yüzlerce makam okuyor da, Genelkurmay mı okumuyor? Zaten yasalarımıza göre e-mailler dilekçe yerine geçiyor ve işlem yapılıyor. Gönderdiğim her mailde internet adresim ve telefonum vardır. İhbarlarımı inkar etmem söz konusu olmadığına göre, suç duyurularım hakkında işlem yapmak da makam sahiplerinin mecburi görevidir. Bu ülkede görevini yapan bir mevki makam sahibi henüz görmedim… Eğer varsa çıksın ispat etsin…


              2).  Cumhurbaşkanı’mız Abdullah Gül’ü  “sözkonusu bölüm”e sonradan ilave ettim ve sorumlu şahıslar sıralamasında en sonda bulunuyor. Her birini 130 bin adrese gönderdiğim e-mailleri, Abdullah Gül’e Dışişleri Bakanı'yken kendi e-mail adresine,  Cumhurbaşkanı olunca da  Cumhurbaşkanlığı internet sitesi e-mail adresine gönderdim.  Gönderdiğimin kayıtları Mynet serverlerinde vardır. Talep edilmesi halinde sunabilirim. Sayın Cumhurbaşkanı’mızın e-mail kutusunu kim idare ediyorsa bulsun ve bu şahıstan ifadesini alsın. Cumhurbaşkanı’mız için hiçbir surette “hakaret nitelikli” sözlerim olmamıştır. Amacım Cumhurbaşkanı’mızın  dikkatini çekmekti, hep görmezden geldi. Oysa Devletimizin sorumlu bir yöneticisi olarak konu hakkında şahsımdan ifade aldırmalıydı. Eğer ki subay Orduevi çökerse başını çok ağrıtacağım. Eğer kendisini bu devletin bir büyüğü olarak görüyorsa, buyursun büyüklük görevini yapsın ve konuyla ilgili şahsımdan “dürüstçe” ifade aldırsın ve gereğini yapsın. Gönderdiklerim ispatlıdır.  Sıyrılma şansı yoktur. Listemde en sonda yer vermem, duyduğum saygıdandır.
            3). “Subay Orduevi” konusunda suç duyurularında bulunduğum ilk makamlardan biri  Başbakanlık Makamı’dır. Dilekçe ve PTT yolu ile “taahhütlü” olarak bildirilmiştir. Gönderdiğime dair 21/05/2004 tarihli  PTT’nin taahhütlü belgesi şahsımdadır. Konuyla ilgili ayrıntı internet sitemin 243’üncü sayfasındadır ve belgelidir. Bu dilekçede Sayın Başbakan’a dört adet yasadışı iş hakkında suç duyurusunda bulundum: Subay Orduevi’nde kolon patlatılması, bir cinayet, birinci dereceden korunması gereken sit alanının yağmalanması ve sahte ruhsatlı kaçak villalar… Konuyla ilgili soruşturma başlatıldı ve Başbakanlık makamı şahsıma bilgilendirici yazı gönderdi. Eskişehir Valiliği de bu soruşturmaya dahil edildi. Ilgaz mafyasının AKP kurucusu oldukları ve Murat Mercan’ın da bu mafyanın suç birlikçisi olduğu ortaya çıkınca, Sayın Başbakan soruşturmayı kapattırdı. Bu konuda şahsıma dava açılsın, ispata hazırım. Dahası: Başbakan Tayyip,  şahsına ait olan e-mail adresine gönderdiğim bir çok mektubum hakkında soruşturma yaptırdı. Mektuplarımla ilgili “sövdüğüm” iddiasıyla şahsıma iki dava açtırdı. Bu davalar Yargıtay’dadır. Subay Orduevi konusunda kendilerini bilgilendirmediğim konusunda hala ısrarcı iseler, buyursunlar bu konuda dava açsınlar. Bu memlekette “yalan ihbarlarda bulunmak” da suçtur, ihbarları değerlendirmemek de suçtur. Eğer Başbakan ihbarlarımı değerlendirmek istemiyorsa söyleyecek sözüm olamaz.  Fakat yalan söylediğimi iddia ediyorsa buyursun dava açsın: Kim yalan söylüyor, ispatlayalım…


             4). Cemil Çiçek Adalet Bakanı'yken, 2005 senesinin Nisan ayı ortalarında0312 419 46 69   nolu  telefondan arayarak şahsımla  görüştü ve Ankara’ya makamına davet etti. Makamına gittiğimde akşama kadar makam kapısında bekletti ve “sudan sebepler” uydurarak şahsımla görüşmedi. Ben de Adalet Bakanlığı Özel Kalemi’ne bir dosya teslim ettim ve karşılığında  “Adalet Bakanlığı Özel Kalemi No: 2005/1921” yazılı kağıt aldım. Bu dosyanın içinde 31 sayfalık dilekçem de vardı ve dilekçemde “Subay Orduevi konusu” açıkça anlatılmaktaydı. Konuyla ilgili yazışmalar ilişikteydi.  Yani Cemil Çiçek “bilgilendirmediğimi” iddia edemez. Daha sonra Mehmet Ali Şahin Adalet Bakanı oldu. Şahsına iki adet mektup yazdım ve e-mail adresine postaladım.  İki mektubumda da özellikle “Eskişehir Subay Orduevi”ndeki  önemli durumu aktardım ve tutumlarını biraz fazlaca eleştirdim. İnternet sitemde 009 sayfası Mehmet Ali Şahin’e ayrılmıştır. Bu mektuplarımla ilgili Adalet Bakanı’mızın şikayeti üzerine Eskişehir Savcılarından Salih Gündeş tarafından “göstermelik”  ifadem alındı. Savcı Salih Gündeş’le aramda geçen ifade faslının ses kayıtları vardır.  Ayrıca: Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in e-mail adresine yüzlerce mektup postaladım, bunlar Mynet serverlerinde kayıtlıdır. Yine Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’ne gönderdiğim yüzlerce mektubumun kayıtları da Mynet serverlerinde vardır. “Göndermediğimi” söyleyenler sadece “yalancıdır.” İspat etmemi isteyen her kim olursa bu kayıt dökümanlarını sunabilirim. Yeter ki devlet adına çalışan biri olsun…
             5). Milletvekili Hayati Yazıcı: TBMM’deki tüm Milletvekillerimize gönderdiğim gibi, yasadışı işleri anlatan mektuplarımı Hayati Yazıcı’nın e-mail adresine de gönderdim. Gönderdiklerime tahammül gösteremeyen bu mebusumuz 2006 senesinde şahsımı0312 473 00 15 numaralı telefonla arayarak önce bol miktarda hakaretler etmiş, ardından da “Bak benim kafamı fazla bozma, seninle sonuna kadar uğraşırım” diyerek tehdit etmiştir. Ses kayıtları mevcuttur. Telefonda bu milletvekilimize yasadışı işlerden söz ettim. Anlamak ve gereğini yapmak yerine önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yönlendirdi, sonra da tehdit etti.  Kendisinin bir hakim ve avukat olduğunu unuttu, “dağ kanunları uygulayan çirkefler” gibi bir hava içine girdi ve cinayetler işleyen bir mafyayı savundu. Bu milletvekilimiz şahsıma dava açabilir. Bekliyorum…
            6). Milletvekili Hasan Murat Mercan: Bu milletvekilimiz Ilgaz mafyasının “maşası”dır. Mafyanın tüm yasadışı işlerini kapatmıştır. Kendileri devletin değil, Ilgaz mafyasının milletvekilidir. Çünkü 2002’deki seçim masraflarının tamamını Ilgaz mafyası karşılamıştır.  Önceki Vali’miz Kadir Çalışıcı da bu sözlerimi “tasdik” etmiştir ve görevinden alınmıştır. Sayın Milletvekili’nin şahsıma açtığı kamu davası Yargıtay’dan bozularak dönmüştür. Fakat Yargıtay’a gitmeden önce bu dava dosyasının içinden 20 kadar belge çalınmıştır.  Bu dava yeniden görülecektir fakat Esk. 1. Asliye Ceza Hakimi de “suçlu” olması sebebiyle davaya başka hakim bakacaktır.  Hasan Murat Mercan isimli bu milletvekilimiz, “Subay Orduevi” konusunu karartmak ve velinimeti mafyayı korumak adına her türlü sahtekarlığı yapmıştır. Bu dava yeniden açıldığı zaman kamuoyuna çok anlatacaklarım vardır. Bu davanın  Ağır Ceza’da görülmesi için ilgili makamların (özellikle Yargıtay’ımızın) desteği gerekmektedir. Çünkü Sulh Ceza Hakimlerinden sonra Asliye Ceza hakimi de sahtekar çıkmıştır. Sayın Başbakanımız Tayyip  iyi hatırlarlar ki:  Murat Mercan’ı ısrarla Avrupa Birliği’ne Başmüzakereci yapacaklardı. E-mail yoluyla suç duyurularım sonrasında yapmadığı gibi, AKP Genel Başkan Yardımcılığı görevinden de aldı. Kısacası Başbakanımız asla “Subay Orduevi” konusunda bilgilendirmediğimi iddia edemez.  
           Eskişehir Savcılarından Ünal Doğan, adaleti yanıltmak adına eğer ki “yalan” üzerine kurulu bir araştırma yaptı iseler, bu mektubum bir suç duyurusudur ve yukarıda adı geçen devlet büyüklerimiz bu savcı hakkında gereğini yapmakla mükelleftirler.
           Eğer ki yukarıda adı geçen devlet büyüklerimiz “bilgilendirmediğim” konusunda ısrarcı iseler, hepsi de yalancıdır ve şahsıma dava açmak zorundadırlar.  Bu konudan sıyrılmak o kadar kolay değildir. Eğer ki Eskişehir Subay Orduevi çökerse hepsini yargılatmak boynumun borcudur.
           Vatandaş Kenan sorumluluğunu bilip ısrarla, bu olayı kapatmaya çalışan hainlere karşı mücadele veriyorsa, devletimizin büyükleri de bu hainliklere daha fazla tahammül göstermemeli ve gereğini yapmalıdır.
           İşe Vatandaş Kenan’dan ifade almakla başlamalıdır. Bu olayda görev askeri savcılara düşer. Çünkü söz konusu bina Ordumuzla bire bir ilişkilidir. Eğer çökerse subaylarımız ve aileleri, er ve erbaşlarımız can verebilirler.
           Bir felaket sonrasında yukarıda ismi geçenler, canını betonlar altına bırakanların ailelerine ne cevap verecekler? Hangi yüzle “başsağlığı” dileyecekler? Merak içindeyim…
           Oysa her mektubumu bir çok gazeteci alıyor ve arşivliyor…
           Vatan haini ilan edilmek istemeyen, bu mektubu bir daha okusun.
           Bir zamanlar Vatan hainleri darağacında sallandırılırdı.
           Şimdi omuzlarda yükseltiliyor…  Ve hepsi de baş tacı…
           Allah belanızı versin… 22/04/2009

Kenan Akkuş




AKP'Lİ ILGAZ MAFYASI NEDEN VERGİ ÖDEMİYOR?

Hiç yorum yok: