TAYYİP'İN PİSLİK ILGAZ MAFYASI

27 Ekim 2014 Pazartesi

CUMHURBAŞBAKANI TAYYİP ŞAHİT OLDUĞUM CİNAYETİ ÖRTBAS ETTİ





BİR CUMHURBAŞBAKANI, CİNAYETLERİ KAPATABİLİR Mİ?

20/05/2004 tarihinde Başbakan Recep Tayyib Erdoğan'a hitaben çok kısa bir dilekçe yazdım. Kolonu patlatılan Subay Orduevi'nden, bir cinayetten, birinci dereceden korunması gereken sit alanına yapılan villalardan ve yağmalanan tarihi eserlerden söz ettim. Ayrıca, Eskişehir Başsavcılık Makamı'na gönderilmesi için cinayet ihbar dilekçesi yazdım. Aynı tarihte Uğur Dündar'a da postaladığım Başbakanlık Makamı'nda işleme tabi tutulan bu dilekçeyi gönderdiğimin ispatı PTT makbuzları…

Aşağıdaki dilekçeyi Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı'na, ihbarımın kaale alınıp araştırılması için Başbakanlık Makamı aracılığıyla gönderdim. Ayrıca aynı dilekçeyi, takip etmesi için Sayın Uğur Dündar'a aynı tarihte postaladım. Lokantalarda hamamböceği kovalamaktan fırsat bulamayıp, bu cinayete zaman ayıramayan Sayın Uğur Dündar'a, Türk Milleti adına "sitemlerimi" sarkıtırım.


20 / 05 / 2004 


Başbakanlık Makamı Aracılığıyla,

Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı'na,

2002-2003 yıllarında ILGAZLAR AŞ, ESKİŞEHİR-ÇUKURHİSAR YONCA ASFALT ŞANTİYESİ'nde bekçilik, aynı zamanda bu işyerinde TIR KANTARI tartımcısı olarak çalıştım.

Dilekçem, ILGAZLAR AŞ sahibi Şenol Ilgaz'ın oğlu Mehmet Ilgaz'ın, kendi şirketlerinde "usta olarak" çalıştırdıkları KOCA USTA lakaplı (ismini bilmiyorum) şahısın ölümüne sebep olduklarıyla ilgilidir. KOCA USTA lakaplı şahısı tanımıyorum. BU dilekçeyi vicdanımı rahatlatmak için veriyorum.

Koca Usta'nın kaza yapıp öldüğü gecenin akşamı, TIR kantarında asfalt yüklü kamyonları tartıp çıkışını yapıyordum. Kamyon sayısı az olduğu için, Eskişehir'e gidip geri gelmeleri iki saati buluyordu. Bu saatler içinde kantarda, kamyonların dönüşünü beklemem gerekiyordu. Boş oturmaktan sıkıldığım için, 50 metre ileride asfalt makinasının kontrol kabinine iniyordum, asfalt üretiminden sorumlu Metin ve kepçeci Ali İhsan Sertel ile vakit geçiriyordum. Bazen onlara çay demliyordum, çay bardaklarını yıkıyordum. Asfalt işinin geç saatlere kadar devam edeceğini söylediler. Fakat diğer taraftan bitüm'ün (asfalt malzemesi, zivt) az olduğundan söz ediyorlardı. Gece saat 1'de iş biter diyorlardı.

Akşam saat 9 gibi Mehmet Ilgaz, mavi Volkswagen otomobil ile geldi. Mehmet Ilgaz asfalt makinasının kabinine girince dışarı çıktım, kabin kapısı kenarında bekledim. Metin "Bitümün az olduğunu, kamyonlara iki tur daha yaptırabileceğini" söyledi. Mehmet Ilgaz "mazotun durumunu" sordu. Metin, mazot tankına gidip kontrol ettikten sonra Mehmet Ilgaz'a "200-300 litre var" dedi. Mazotun bu iş için yeterli olduğunu, bitümün az olduğunu tekrarladı. Mehmet Ilgaz:"Usta'ya telefon edeyim de 500 litre mazot getirsin" dedi. Metin:"Mehmet Bey, mazot yeter. Koca Usta'yı bu saatte ayık bulamazsın zaten, rahatsız etme adamı" dedi. Bu sırada Ali İhsan, munkere kum doldurmak için kabinden ayrıldı. Mehmet Ilgaz da kabinden dışarı çıktı, cep telefonunu tuşladı: "Usta ben Mehmet, mazot azalmış, 300-500 litre al da gel" dedi. Usta mazotu getirmek istememiş olacak ki: "Başlarım senin kafanın kıyaklığından, hıyar, benim kafa da kıyak. Gecenin bu saatinde ben burdayım. Kalk gel, zıkkımlandığından burada da var" derken, Metin'in viskisinden ve dolapta bekleyen bira şişelerinden bahsediyor olmalıydı. Telefondan sonra Metin:"Mehmet Bey, mazota ihtiyacımız yok, telefon et usta gelmesin. Gece vakti bir yerlere vurur bu adam. Adama da yazık, arabana da..." dedi, Mehmet Ilgaz:"Si.... arabayı, biraz muhabbet ederiz, iki tek içeriz, sen arabayla evine bırakırsın" dedi. Gece saat on buçuk gibiydi. Bu sırada kiralık kamyonlar asfaltı boşaltıp gelmişti. Tır kantarına gittim, sırayla kiralık kamyonları ve şirkete ait iki kamyonu tartıp gönderdikten sonra, Koca Usta'nın kaza yaptığını haber alıncaya kadar kantar kabininden ayrılmadım. 

Mehmet Ilgaz otomobiliyle son sürat gitti. Ardından Metin, şirkete ait Reno Toros'la gitti. En son Ali İhsan, kepçeyle giderken kantarın önünde durdu, beni çağırdı. Koşarak yanına gittim "Hayrola, ne bu telaş?" diye sordum. Ali İhsan:" Ya ağabi, Koca Usta mazot getirirken, Satılmışoğlu Köyü'nün yakınında elektrik direğine vurmuş. Adam pisi pisine gitti. Halbuki Metin o kadar da söyledi Mehmet'e, adam bu saatte sarhoştur, mazotu getirtme diye." "Ölmüş mü?" diye sordum, "Bilmiyorum, Jandarma telefon etti, adamı hastaneye kaldırmışlar" dedi ve kepçeyle hızla uzaklaştı. 

Saat gece yarısını geçmişti. Ali İhsan kepçeyle birlikte şantiyeye döndü. Kepçeye bağlı hurda yığını kırmızı bir arabayla. "Hastaneye telefon ettiklerini, Koca Usta'nın durumunun çok ağır olduğunu, sabaha çıkmaz dediklerini" söyledi. Ali İhsan vicdanlı biriydi:"Metin o kadar söyledi bu adam sarhoştur, çağırma diye. Pisi pisine gitti, yazık oldu ustaya" diyordu. Çok üzülmüştük fakat yapacak bir şey yoktu.

"Koca Usta araba kullanmasını biliyor muydu? Ben bu adamın arabayla buraya malzeme getirdiğini hiç görmedim" dedim. Ali İhsan:" Ya ağabi, Mehmet'in salaklığından, alkollü adama araba mı teslim edilir? Hem de mazot yüklü..." dedi, sonra Metin geldi Toros'la, Ali İhsan'ı alıp gittiler.

Sabah 5'te şantiyeye Şenol Ilgaz geldi, başka bir Toros'la. Yanında makam şöförü Mahmut vardı. (Daha sonra bu makam şöförünü tekme tokat işten attığını görmüştüm). Hurdaya dönmüş mazot tankerinin yanına gitti, ben de koşarak yanına gittim. Koca Usta'ya ana-avrat dümdüz gidiyordu. "Pezevenk belasını buldu, geberdi gitti, güzelim arabayı da götürdü" diyordu. Makam şöförü Mahmut bulunup, sorulabilir. Hurda arabasını uzun uzun inceledikten sonra benden ifade almaya başladı:"Akşam neler oldu burada? İçtiler mi? Mazot hiç mi yoktu da sarhoş adamdan mazot istediler? Küfürle karışık sorularına sürekli "Bilmiyorum" diyerek karşılık verdim. Sonra asfalt makinasına indi. Yanında makam şöförü ve ben. Mazot tankına çıktı, içine baktı, küfürleri sıralamaya devam etti:"Burada 500 litre mazot var. En az üç gün gider. Bu adamı bunlar niye çağırdı, içki içmeye mi?" diye bağırdı, sonra asfalt makinası kabinine girdi, yarım şişe viskiyi, dört şişe açılmamış birayı gördü, sinirleri on kat daha kabardı. Bana sürüyle soru soruyordu. Cevap versem dövecek, sessiz kalmayı tercih ettim. Sonra küfürleri sıralaya sıralaya arabasına bindi, gitti.

Aynı günün akşamı iki adam geldi otomobille. Koca Usta'nın yakınlarıymış. Hurda mazot tankerini görmek istediler, "Başınız sağolsun" diyerek hurda yığının yanına götürdüm. "Akşam böyle mevzular oldu, fakat söyleyemiyorum, acınız azalsın, ben sizi bulur söylerim" diyordum içimden. (Ilgaz AŞ isimli bu suç şirketinden ayrılır ayrılmaz, ilk işim bu oldu zaten. Koca Usta'nın evini buldum fakat eşi, evini kiraya vermiş, Muş-Varto'da polis olan damadının yanına taşınmıştı. Koca Usta'nın ağabeyini tesadüfen buldum. Konuyu anlattım, şikayetçi olmaları ve şahsımı da şahit göstermelerini istedim. Bu yaşlı adam, cinayete kurban giden kardeşinin eşiyle telefonda görüşerek olayları anlattı. "Ilgaz mafyasıyla uğraşılamıyacağını, Belasını Allah'tan bulmasını, acılarını sineye çektiklerini" söylediler. "Ilgaz mafyasının yakasını bırakmayacağımı, yasadışı tüm icraatlarıyla birlikte bu cinayetin hesabını soracağımı" kendilerine arzettim. Koca Usta lakaplı Ruhi Güner'in alkolik olduğuna ve alkol tedavisi gördüğüne dair belge istedim. Şimdi bu belge şahsımda.)

Ali İhsan Sertel (Ilgaz'ın iş makinaları kullanan kepçecisi), merhametli fakat patronuna bağlı bir adamdır. Anlattıklarımın doğru olduğunu söylerse, merhametinden, yalan olduğunu söylerse, Şenol Ilgaz'a bağlılığındandır. Mehmet Ilgaz'ı hiç sevmez. Bu anlattıklarımı itiraf edebilir. Ali İhsan Sertel'i Mehmet Ilgaz işten atar, ertesi gün Şenol Ilgaz işe geri alır. Çünkü işini iyi yapar. İş makinaları kullanma ehliyeti olmasa da, iş makinalarını kullanmada üstüne yoktur. Ayrıca Şenol Ilgaz'ın bol miktarda "sır"larını bildiğinden, Ali İhsan'ı işten atmak işine gelmez. Metin ise bildiğini okur. Paradan çok içkiye önem verir. Servet sahibi olmuş, içki yüzünden bunları kaybetmiş uçuk biridir. Eşiyle boşanmasına sebep içkidir. Mehmet Ilgaz her gün Metin'e bir şişe kaliteli viski alır, birkaç paket Malboro alır, karşılığında "bitüm hırsızlığı" yaptırır. Metin, içkili kafayla yüksek gerilim hattı direğinin tepesine çıkar, tamirat yapar, ölümle oyun oynar. Kısacası hayatında beklentisi olmayan biri. defalarca alkollü araba kullanmaktan ehliyetine el konulmuştur. Alkol alan insanları kendine dost sayar. Merhametlidir.

Yukarıda anlattığım üzere, Koca Usta lakaplı Ruhi Güner, bile bile ölüme gönderilmiştir. Gönderen Mehmet Ilgaz'dır. 

Yüce Türk Adaleti'nin gereğini yapacağına inanıyor, saygılarımı sunuyorum.

Kenan AKKUŞ


Ruhi Güner'e ait daire, eşi tarafından kiraya verilmiş ve eşi Varto'daki kızının yanına taşınmıştır. Kiraya verilen bu dairenin tam adresi: Uluönder Mah. Şahap Sok. Gençler Apt. Kızının telefonu: (İlgilenecek makamlar şahsımdan alabilir)

Başbakanlığa sunduğum bu dilekçemle ilgili kamu görevini yapmamış, ısrarlı ihbarlarım sümenaltı edilmiş, susturulmak için şahsıma bol keseden "hakaret davaları" açılmış, "gıyabımda" hapis cezaları yağdırılmıştır.

Başbakanlık Makamına sunduğum bu dilekçemin akibetinin meçhul olduğunu kamuoyuna duyuruyorum ve mahkemelere sunduğum, ancak bu mahkemelerde hakimler ve savcılar tarafından sürekli örtbas edilen açıklamalarımı bir kez daha yazıyorum:

Başbakanlık Makamı'na yazmış olduğum 20.05.2004 tarihli dilekçemdeki dört konudan biri, şimdi aktaracağım cinayeti içermektedir.

Şirketlerinde "usta" olarak çalıştırdıkları ve "alkolik" olduğu belgelerle sabit Ruhi Güner isimli şahısı bile bile ölüme gönderdiklerini ayrıntılarıyla Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı'na da bildirdim.

Bu olaya bizzat şahit olduğumu ilettiğim Başsavcı Vekili Coşkun Mutluer, bu cinayetle ilgili bilgi almak yerine şahsımla alay etmiş, dalgasını geçmiş, sonra da "akli ve ruhi durumumdan" şüphe duyarak Adli Tıp'a sevketmiştir.

Şahit olduğum bu cinayetin aydınlanması için yardım istediğim Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılık Makamı, bu cinayeti aydınlatmak yerine, şahsımın "deli" olduğunu isbat için büyük bir gayret içine girerken, aynı konuda şahsıma "deli" raporu aldırmaya çalışan AKP'li Ilgaz mafyasının servet sarfettiği makamlar da şahsıma "deli" raporu aldıramamıştır.

"Akli ve ruhi durumumun yerinde olmadığı, vesayet altına alınmam gerektiğiyle" ilgili davaları mahkemelerde reddedildi. (27/05/2005 tarihinde Esk. 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nde reddedildi.

Hakimin şahsımı "tutuksuz olarak yargılanmasına" karar verdiği ara kararda reddedilen davalara da yer verildi. Hazırlık No:2005/6139 ve Esas No: 2005/401...

Daha sonra bu dava uzun süre kayboldu. Cumhuriyet Başsavcılı'ğına ısrarla suç duyurlarında bulundum. Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı, "onanması için" YARGITAY'a göndermiş. Yargıtay 4. Ceza Dairesi de bu davayı geri göndererek "yargılanmanın kaldığı yerden devamını" talep etmiş. )

AKP'nin kurucusu Ilgaz mafyasının istekleri doğrultusunda kirli oyunlara alet olan Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı, bizzat ihbarda bulunduğum iki cinayetten biri olan Ruhi Güner davası ile ilgili ne yapmıştır, ifadelerinin alınması...

Cinayete kurban giden bu şahısın kaza esnasında aşırı derecede alkollü olduğunu, Çukurhisar Jandarma Karakolu'nda tutanakların, AKP'li Ilgaz mafyasının istekleri doğrultusunda yazıldığını, hiç bir surette otopsi yapılmadığını, üstelik bu şahısın "alkol tedavisi gördüğünü" isbat eden belgelerin varlığını bildirdiğim halde, o zamanın Adalet Bakanı Cemil Çiçek ne yapmıştır, ifadesinin alınması...

Bu cinayetleri örtbas etmekten başka ne yapmıştır ülkemizin Atatürkçü Başbakanı Recep Tayyib Erdoğan?

Dört senedir iddia ettiğim gibi, Ruhi Güner isimli şahıs, Ilgaz mafyası içinde şöför olarak değil, motor ustası olarak senelerce çalıştı.

"Alkolik" olduğuna dair raporlar olmasına rağmen, Ilgaz mafyasının dört numaralı babası Mehmet Ilgaz, önünü dahi göremeyen bu şahısı mazot yüklü tankere zorla bindirdi. Önünü dahi görmeyen bu şahıs da mazot yüklü tankerle elektrik direğine çarparak cinayete kurban gitti.

Bu ifadelerimi doğrulayacak dört adet görgü şahidi vardır. Bunlardan ikisi hala Ilgaz Mafyası içinde çalışmaktadır.

Israrla suç duyurularıma devam etmem sonrasında, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı, bu olayda Ilgaz mafyasının suçlu olmadığını tarafıma yazıyla bildirmiş, şahsımdan ifade almak yerine internet sitelerimdeki iki adet cinayeti kasıtlı olarak birbirine karıştırmış, sümenaltı etmeye çalışmıştır.

Bu iki cinayetle ilgili ısrarla şahsımdan ifade alınması taleplerim reddedilmiş, Ilgaz mafyası korunmaya devam edilmiştir, cinayetler zaman aşımına uğratılmaya çalışılmıştır.

Savcıların görevi adaleti yanıltmak değil, suçlu olanı adalete teslim etmektir.

Bu olayın, tarafsızlığını yitirmiş Adalet Bakanlığımızca değil, İnsan hakları mahkemelerinin özellikle incelemesini beklemekteyim.

Dört senedir ilgili makamlara sunduğum ayrıntılı dilekçelerimin Ağır Ceza Mahkemesinde incelenmesi gerekmektedir.

Ruhi Güner'in eşi, kızı ve polis olan damadı, AKPARTİ'li Ilgaz mafyasından korktukları için davacı olmamışlardır.

Makamına giderek bizzat şikayetlerimi ilettiğim Başsavcı Vekili Coşkun Mutluer'in şahsıma söylediklerini, isbat edeceğimi taahhüt ederek aynen aktarıyorum:

"Mektubunun hiç bir tutar yanı yok. Kim okusa sana deli olduğunu söyler. Hani hırsızlığın belgeleri, göster bakalım? Bir adam ölmüşse sana ne? Yok mu bunun ailesi, onlar şikayetçi olsun. Sana ne oluyor? Kaçak villalar hani nerede? Hangi paftada, hangi parselde? Deli zırvalarıyla oyalama, vaktim yok. Çarşı polis karakoluna ifade mi verdin? Hadi isbat et? (Şahitimle birlikte verdiğimiz dilekçeleri yırtıyor. Yırttığı bu dilekçelerin içeriği: Şenol Ilgaz ve çetesi şahsıma pusu kuruyor, zorla bir çok belgeleri imzalatmaya çalışıyor. Bir şahit ve ses kayıtları mevcut.)" Başsavcı Vekili'nin de ses kayıtları şahsımda mevcuttur.

Kenan Akkuş (esrehber)



Hiç yorum yok: